Ana Menü
Ana Sayfa
Hoşgeldiniz
Kullanıcı Adı:

Parola:


Beni hatırla

[ ]
[ ]
Çevrimiçi
Ziyaretçiler: 3, Üyeler: 0 ...

en çok ziyaretçi: 49
(Üyeler: 0, Ziyaretçiler: 49) tarih : 22 May : 04:59

Üyeler: 485
En yeni üye: Halit
Sayaç
Bu sayfa bugün ...
toplam: 2
tek: 2

Bu sayfa genel ...
toplam: 89163
tek: 42653

Site ...
toplam: 619402
tek: 72617
Son Ziyaretçiler
  • İSKENDER
    [ 0 yıl, 0 ay, 1 hafta, 1 gün, 4 saat, 0 dk., 24 sn. önce ]
  • Aktan Şahan
    [ 0 yıl, 2 ay, 2 hafta, 0 gün, 0 saat, 59 dk., 4 sn. önce ]
  • inemety
    [ 0 yıl, 5 ay, 2 hafta, 0 gün, 18 saat, 36 dk., 43 sn. önce ]
  • derviş cakmak
    [ 0 yıl, 10 ay, 0 hafta, 6 gün, 17 saat, 27 dk., 53 sn. önce ]
  • Halit
    [ 0 yıl, 11 ay, 2 hafta, 3 gün, 1 saat, 33 dk., 14 sn. önce ]
  • Beyza
    [ 0 yıl, 11 ay, 2 hafta, 6 gün, 22 saat, 20 dk., 42 sn. önce ]
  • Yılmaz Arslan
    [ 1 yıl, 4 ay, 4 hafta, 2 gün, 12 saat, 51 dk., 48 sn. önce ]
  • oğuz türkü
    [ 2 yıl, 1 ay, 3 hafta, 6 gün, 9 saat, 25 dk., 2 sn. önce ]
  • Garip12
    [ 2 yıl, 2 ay, 0 hafta, 0 gün, 17 saat, 13 dk., 22 sn. önce ]
  • HY
    [ 2 yıl, 5 ay, 3 hafta, 6 gün, 14 saat, 1 dk., 38 sn. önce ]
Diğer Haberler
Çeşitli Haberler
SİTE KULLANIMI HAKKINDA
Site Müziği Hakkında
Sarılar Köyü Hakkında

Orta Asya steplerinden 1210 yılında yapılmakta olan yolculuk , Sarı Kadın ve çocukları için , Rumkale yakınlarında sona erdi. Bu toprakları yurt edinen Çepni Ailesi , zaman içerisinde çoğalarak , bölge de bir çok Çepni Köyünün oluşmasına zemin hazırladı. İçe dönük bir yaşantı ile , Asya Oğuz kültürünü günümüze kadar yaşatmayı başarabilen nadir yerleşim bölgelerinden birisi olarak günümüze geldiler. Ziyaret adı verilen kutlamalar , gelenek ve göreneklerin yaşatılmasında en önemli göstergelerden birisi olarak sıralanabilir. Ziyaret bölgesinde , gönüllerde yeşertilen Hayat Ağaçları var olduğu sürece Oğuz Çepni boyu bu toprakları yurt edinmeye devam edecektir.
Çepni Boyu Hakkında

Oğuz Kaan Destanında , Oğuzhan yaşarken Boz Oklar ve Üç Oklar diye ikiye ayırdığı altı oğlu vr yirmi dört torunu olduğunu bildirilmektedir. Oğuz’un vefatı sonrası yerine Kün Han geçmiştir. Oğuz Atanın çok değer verdiği ve bilge bir kişi olan Irkıl Hoca , devletin devamlılığının sağlanması, ileride bir kargaşa meydan gelmemesi için, Oğuz Kaan’ın yirmi dört oğula birer lakap ve birer ongun ve hayvanlarına vurmaları için de birer damga tespit edilmesinin gerekli olduğu Kün Han’a söylemiştir. Kün han fikri beğenmiş ve Irkıl hocayı bu işi yapmak üzere görevlendirmiştir. Irkıl Hoca’nın da yirmi dört evladın her birine birer lakap, birer damga ve birer ongun tespit etmiştir.
Bu kaynağa göre Çepni, Üç Oklar’ın en büyüğü olan Kök Han’ın dördüncü oğludur. İlk kez bu destanda Çepni’nin manası üzerinde durulmuş ve Çepni, ”Nerede düşman görse durmayıp savaşan” (Kandaki yağı göre, derhal savaşır ve çarpar. Bahadır) şeklinde tanıtılmıştır. Ongununun ”Sunkur: Umay”, Ülüşünün (şölendeki et payı), Sol karı yağrın, sol yanbaş olduğu belirtilmiş ve damgası verilmiştir.
ARZUMAN YUNUS HAZRETLERİ
“Kerbela ‘da başta İmam Hüseyin ve 72 kişinin katledilmesinde tek kurtulan Oniki imamlardan Zeynel Abidin’in oğlu Yunus, Emevilerce öldürülür. Ölmeden önce eşi hamile kalmıştır. Tüm yöre bu çocuğun doğumunu beklerler, hep bir oğlan olsa diye dua ederler. Daha doğrusu içten arzularlar. İşte çocuk doğunca adı Arzuman Yunus olur. İyi bir eğitim alır. Erdebil ocağı da onu Anadolu’ya gönderir. 14.y.y. da Horasan, Şa m yöresi ve yaz aylarında Bolkar Dağlarına gelir. Buradaki Türkmenlere önderlik eder. Hak’ka yürümeden önce ettiği vasiyet üzerine Medetsiz tepesine koyarlar. O günden sonra Karaman yöresinde ve bu bölgede yaşayan Türkmenler günümüze kadar inançları gereği ziyaret edip, niyaz ederler. Toroslarda yaşayan söylenceye göre yedi kardeşten en ulusu. İnançlarına göre her yıl orada kardeşlerin, ulu kişilerin toplanıldığına inanılır. En yakın ziyarete gidildiğinde , Bolkar Bozoğlan’a selam gönderilir. Turnalar uçarken Hürü Kızları, Kırtıl, Zeynel Abidin, Ali Mekke, Şıh Yonis ve Bolkar Bozoğlan’a uğraması istenir. Turnalar uğrar mı , uğramaz mı bilmem. Ama ağıtlar, türkülerde bu özlem dile gelir. Bu özlemler göz yaşı olur. Duygu sel olur."

Kaynak : Arzuman Ocağı (Bayatlı) dedesi Araştırmacı – Yazar Ali Bektaş Dede

Arzumanlı, ünlü bir Alevi ocağıdır. Dedeleri, Yıldızeli'nin Kıvşak, Hacıbektaş'ın Ayhan, Yozgat'ın Sarımbey köyleriyle Tarsus'un Bağlarbaşı mahallesinde ve Yüksek köylerindedir.
Talipler, Şekuroğlu, Tolaoğlu ve Arzuoğlu olmak üzere üç gruptur. Antep kökenli olan Arzumanlar on altıncı yüzyılda yoğunlukla Tarsus yöresindeydi.
Günümüzde Arzuman talipleri Malatya, Sivas, Yozgat, Çorum, Nevşehir, Narlıdere ve Tarsus'tadır.
Arzumanlar, büyük bir olasılıkla Bayat boyundandır. Hatta Şambayadı'ndandır.

Çepni olmaları da olasıdır.

Şeceresi ve icazetnamesine göre Arzuman ocağı, Dede Garkın ocağından el almadır.

Arzuman ocağının talip toplulukları Tolaoğlu, Şekuroğlu ve Arzuoğludur. Ocağın kurucusu Arzuman Yunus'un türbe/makamı Tarsus'taki Bulgar Bozoğlan dağındadır.
Talip topluluklar hakkındaki en eski belge 1519 tarihli tahrir defteridir. Bu defterde Tola Kocalu biçiminde kaydedilen oba, Tarsus'un Kusun yöresindeki Girin, Sagir-in, Değirmenlüce ve Maşrık yerleşimlerinde yurt tutmuştu. Obanın nüfusu 1519'da 29
1540'te 31, 1572'de 32 haneydi.
Arzuoğlu obası ise yine Tarsus livasında (sancağında) kayıtlı. Obanın nüfusu 1519'da 17, 1543'ye 7, 1572'de 11 haneydi. Obanın yurtları Baytemür ve Mezre idi.
Arzuman olarak kaydedilen oba ise Yeni-İl Türkmenleri içindeki Ağca Koyunlu oymağı içindeydi. Ağca Koyunlu, Pazarcık'ın Narlı kasabası yakınında yurt tutmuştu. Malatya-Sivas arasında yaylaya çıkıyordu. 1690 yılında bu obanın başında Arzumanoğlu Hacı Murad kethuda vardı.
Arzuman adıyla bilinen bir oba, Malatya'nın Arguvan ilçesine bağlı Eymür köyündedir ve Dede Garkın ocağına bağlı Şeyh İbrahim ocağı talibidir. Hacı Bektaş'ın Engel köyündeki Arzumanlar Sünnidir. Bunların daha önce Alevi olması büyük olasılıktır.
Arzuman ocağı Dede Garkın ocağına bağlıdır. 1822 yılında Hacı Bektaş dergahının, 1823 yılında ise Yeni-İl naibinin düzenlediği belgelere göre Arzumanlar, Antep ve Malatya'daki Dede Garkınlıların talibidir.

Belgelerin bir kısmına göre Arzumanlar Bayat, bir kısmına göre ise Çepni boyundandır.

Çepni'ye ait belgelere göre (16, 17, 18. yüzyıl) Arzumanlar, Antep yöresindedir.


Günümüzde, ocak dedelerinin en ünlü yerleşimi Yıldızeli'nin Kıvşak köyüdür.
Özetleyecek olursak Antep'ten, Tarsus yöresine göçen Arzumanların bir kısmı Hacıbektaş, Sivas, Yozgat, Çorum, İzmir (Narlıdere) yörelerine dağılmıştır.
Not: Tarsus'ta kayıtlı olan Arzuman ve Tola Kocalu obaları Göğçelü oymağındandır. Göğçelü deyince Irak'taki Şabak/Şebekler akla gelmektedir. Musul'daki Şabak/Şebek köylerinin bir bölümü (Yunus-peygamber, Ninova vb.)Göğçelü oymağındandır. İzmir-Narlıdere'de Yan Yatırlılar (yabancı topluluklar bunlara Tahtacı diyor) ile Arzumanların bir arada buluması bu olasılığı güçlendirmektedir. Yan Yatırlıların ilk yurdu Musul'dur.


GECE GÜNDÜZ ARZUMANIM KERBELA
Gece gündüz arzumanım Kerbela,
Gidelim gaziler İmam aşkına.
Serden başka benim sermayem yoktur,
Verelim gaziler İmam aşkına.

Kapıyı çaldı Kırklar'ın birisi,
Birinden mest oldu kalan hepisi.
Sarı Kaya derler Şah'ın korusu,
Konalım gaziler İmam aşkına.

Böyle öter bu yerin bülbülleri,
Ma'na verir hakikatın dilleri.
Taze açmış dost bağının gülleri,
Dereleim gaziler İmam aşkına.

Talip rehberini aklına getir,
Noksan işlerini tamama yetir.
Rıza lokmasını meydana getir,
Yiyelim gaziler İmam aşkına.

Pir Sultan'ım der: Yol uludur deyi,
Cümlemiz hakikat kuludur deyi.
Muhammet çağırır Ali'dir deyi
Çağralım gaziler İmam aşkına.

Pir Sultan Abdal



[ Devamını oku... ]
Gönderen : Aktan Şahan tarih : Friday 19 March 2010 - 23:07:12 |Bu öğe yorumlara kapalı |birine eposta yazdır Bu haber öğesinin pdf dökümanını oluştur
Diğer Milletlerin Gözü ile Çepniler ;
Diğer Milletlerin Gözü ile Çepniler ;

Yunanlılar Türklere , Tourkika derler ,

ancak Türkler içinde öyle bir boy vardır ki ,

Onlara , Tourkika demezler ,

Eski Yunanca '' Tzipnades'' derlerdi.

Eski Yunanca '' Tzipnades '' Saygı Dolu Korku demekti.

Bu Türk boyu Çepniler idi...


Ali Aktan Şahan...
Gönderen : Aktan Şahan tarih : Tuesday 22 December 2009 - 23:20:11 |Bu öğe yorumlara kapalı |birine eposta yazdır Bu haber öğesinin pdf dökümanını oluştur
Ay Yıldızlı Al Bayrak

Tarihte bir çok sahnede gözümüze çarpan Ay Yıldız için günümüze kadar çeşitli yorumlar yapıldı.
Kendi yorumumu katmak istedim.
Kırmızı kelimesi ile sonraki yüzyıllarda, Ön Asya tanışan Türkler, Tanrısal bir renk olarak kabul edilen Al / Kızıl renkleri, kullandıkları tüm başlıklarda, örneğin Tuğlarda, başın üst kısmına bezemişlerdir. Günümüzde, Efelerin giydiği başlıklarda bu bezemenin örnekleri halen görülmektedir. Gök Tanrı baktığı vakit, Ona hoş görünebilme çabasıdır bu.
Osmanlı'nın kurucusu, Odman Bey tarafından kullanılan Kızıl Sancak gibi, Oğuzlar arasında hedef olarak seçilen düşüncelerde yer alan Kızıl Elma gibi , Al ve Kızıl'a verilen önemi arz eder. Gök Tanrıya bu renkleri, Gün Ata sunar. Öyle ki , güneş sabah doğarken ve gün sonu batarken oluşan renkler, Al Kızıldır.
Ateş, kötü ruhları kovduğu ve bu renkleri taşıyabildiği için önemli bir araçtır. Al/azlama yaparak hastalıkları kovalamada ve tütsülemede hep işe yarar.
Paranın yerine takasın kullanıldığı dönemlerde av hayvanlarının postları arasında, Al renk her zaman değerli olandır.
Gün Atanın Sevgilisi Ay ise tüm enerjisini depoladığı bedeni ile insanlara gece yol gösterir. Tüm akınlar gece yapılır. Kurt adamlar gece vakti ortaya çıkarlar. Ay Ata , Gökyüzüne hayranlık ve sevgi besleyen Türkler arasında her zaman değerli olmuştur. Günümüzde At Ata / Ay Dede olarak çocuklara anlatılır.
Gün ve Ay bu denli değerli iken, Sabahları doğumuna şahitlik ettikleri güneş için ibadet eden Türkler, Gün batarken uğurlamak için ibadet ederlerdi.
Türkler arasında yüksek bölgeler, Gök Tanrıya yakınlık için daima kutsal olmuştur. Örneğin Tanrı Dağları. Ziyaretler ve İbadetler hep yüksek yerlerde tercih edilmiştir. Ulu ağaçlar Tanrıya yakındır. Ancak Tanrısal anlam içeren Demir Kazıklarda vardır. Gök yüzüne uzanan, Demir işlemesinde öncü Türkler için.
Demir kazıklar için seçilen bayrak ve alemler, başlıklarında yer alan Al/ Kızıl ile aynı olmalıdır.
Kan , Al / Kızıldır. Tanrı tarafından , dünya nizamı için gönderilen Türklerin kanının yerde kalmaması ilkesi budur.. Al / Kızıl kutsaldır. Yerde kalamaz.
Bu sebeble, Demir Kazık'ta en üstte olmalıdır.
Peki seçilecek motif ? İşte bu, Tanrı Rengine sahip, Al / Kızıl'ı besleyecek Gün Ata ve Ay Atadır.
İslam sonrası, Kutsaliyetini Meşrulaştıran bayrakta yer alan Ay ve Gün için , Alevi deyişlerinde iki dizede çok anlam bulabiliriz.
'' Ay Ali'dir , Gün Muhammed , Okunan seksenbin Ayet ''
Hz.Ali'nin ışığının kaynağı , Hz.Muhammed'dir.
Gönderen : Aktan Şahan tarih : Saturday 19 September 2009 - 19:49:53 |Bu öğe yorumlara kapalı |birine eposta yazdır Bu haber öğesinin pdf dökümanını oluştur
2014 HACI KÜREYŞ ZİYARETİ
Hacı Küreyş Türbesi



Mayıs Ayının 3.Pazar günü , binlerce insanın ziyaret akınına uğradı
Bu ziyaretimizde çok önemli bir zatın türbesine gidiyoruz. İmkanlar dahilinde , Çepni Toplumu adaklarını adıyor , dualarını ediyor , taşlarını yapıştırıp , mumlarını yakarak sevgi ve saygılarını sunuyorlar..
Bölgede yine her aile , kendi doru ağacının altında oturuyor.. Öylesine bir kalabalık var ki , koskoca arazide var olan binlerce ağaç , hemen hemen dolmuş gibiydi.
Yavuzeli Belediyesinin İtfaiye aracını bu sefer görebiliyoruz.. Ziyaretgaha gelen misafirlerin ve göçerlerin , Adına hürmeten yaptırdıkları Tuvalet ve sondaj sonrası çıkarılan su insanlar arasında büyük bir memnuniyetle karşılanmış.
Yine her yerde olanca hızı ile süren ikramlar davetler. Temiz havayı lütfeden rüzgarlar , yaz mevsimlerinde etkisini gösteren sıcaklara müsaade etmiyorlar..
Kapısı ve eşiği öpülerek giriliyor Türbeye.. Yaşlı kadınların birbirleri ile yarıştıkları kumaş kesme işinde , kimisi ağaçlara asmak , kimisi başına dolamak amacı ile insanlar arasında da kumaş parçalarından alma yarışı sürüyor..
Fizik kurallarını alt üst eden duvara yapıştırılmış taşların büyüklükleri göze çarpıyor hemen.. Sanırım büyük dileklerde bulunmuşlar demeden edemiyoruz..
Gaziantep Çepnileri Derneğinin gönüllüleri adeta her yerdeler. Her ağacın altında büyük bir hevesle , birlik ve beraberlik duyguları pekiştirilmeye çalışılıyor , İnsanlar birbirlerine kaynaştırılıyor , Kültürün toplumun olmaz ise olmaz olduğunun vurgusu yapılıyor ağaçların altında içilen çayların kokusunda..
Yaşlı insanların gözlerinde ki mutluluk görülmeye değer.. Çocukluklarını , Gençliklerini , kısaca tüm hayatlarını , bu ziyaretgahın çevresinde geçirilen onlarca yılı aynı anda yaşıyorlar.. Hüzün artık yerini tatlı bir anımsamaya bırakmış..
Doru ağaçlarına asılan kurban etleri tüm görkemi ile misafirlerini bekliyor..
Yalın ayak , başı kabak bölgede dolaşanlar , kerametin büyüklüğünü haykırıyor bizlere.. Önce ki senede ettikleri duaları gerçekleşenler, dualarının gerçekleşmesinin ardından ettikleri ahtleri ( sözlerini ) yerine getiriyorlar , yalın ayak yürüyerek, saçlarını sıfıra vurdurarak...



Tarihte ilk defa hicretin 150. Senesinde Medine tanzim edilen secerelerden öğrendiğimiz Hacı Küreyş , 7.İmam Musa-i Kazım soyundan gelmektedir. Hacı Kureyş kesin tarihi bilinmemek ile birlikte 1150 li yıllarda Erdebil bölgesinden , Anadolu ya geliyor , O zaman Hınsı Mansur adı ile bilinen bugün ki Adıyaman Gaziantep yöresine yerleşiyor. Günümüzde türbesi Gaziantep Yavuzeli ilçesinin Kayabaşi köyündedir. 1200 li yılların başında baba ocağından ayrılan oğlu Seyyid Mahmudi kebir o dönemde Elazığ Palu ya bağlı Mazgirt in Çile Keş Köyüne gidip yerleşmiştir.

Hacı Bektaş’ın amcasının oğlu olan Seyyid Mahmut Hayrani’nin soyundan olan Baba Kureyş’tir. Halk arasındaki rivayete göre Haca gittiği için Hacı Kureyş olarak anılıyor. Ama yaygın olarak da Baba olarak da kulmanılıyor. Baba Kureyş’in evlatları olsa da fazla yaşamayıp ölüyorlarmış. O yüzden bir daha evlenmiş. Ondan bu dedeler çoğalıyor. Dedeler kollara ayrılıyor: Mevaliler, Hüseyniler, Derviş Musalar gibi kollara ayrılır. Baba Kureyş’ın oğlu Düzgün Baba ise anası da dede kızı olan bir erendir. Muş, Varto, Hınıs, Erzurun, Tekman, Bingöl, Sivas, Zara, İmran’lıya kadar Baba Kureyş evlatları dağılıyorlar.

'' Hacı Kureyş; rivayete yöreye geldiği zaman sadece bir öküzü varmış. Alaettin Keykubat zamanında insanlar arkasına toplanınca, Elazığ’dan vali haber yolluyor, diyor ki sen toplumu kandırıyormuşsun. O da yok, diyor. Onu getirmek istiyorlar. O da evladım, ben yaşlıyım, diyor. O da benden valiye selam söyleyin, ben dervişim, yaşlıyım, diyor. Gelme imkanım yoktur, diyor. Kış ayında elini sürüyor, kavun karpuz oluyor, şu meyveleri iletin diyor. O zatın mucuzileri görenler meyvaları alıp valiye iletiyorlar. Vali de diyor ki, bu adam sihirbaz mıdır, nedir? Yanındakiler valiyi etkiliyorlar diyorlarki o sihirbazdır, o tutuklayıp alıp getirin, diyorlar. Onu Elazığ’a iletiyorlar. Vali, Baba Kureyş’e kendini ispat etmeye hazır mısın, diyor? O da her şeyimle, velayetimle hazırım, diyor? Fırın yakıyorlar içine atacaklar, o da yanında Derviş Gevr (Derviş Beyaz) ve inanmayan birisiyle fırına giriyorlar. Bir müddet sonra kapıyı açıyorlar. Bakıyorlar ki, Derviş Gevr’in üstü başı toprak olmuş beyaza bürünmüş, Baba Kureyş’in de saçı sakalı buzlanmış, inanmayan da eli elindeymiş, cesedi yokmuş. Soruyorlar Derviş Gevr’e, ne gördün? Kartal geldi öyle bir hava savurdu ki biz dokduk, diyor. Pirim de bir bağdaş kurmuştu zikir halindeydi. Baba Kureyş’in eli elinde olan ise, elini verdi gönlünü (kalbini) vermedi. Kalbini (ikrar verseydi) o da yanmazdı, diyor. '' (cemvakfı.org.tr)
Gönderen : Aktan Şahan tarih : Wednesday 01 July 2009 - 23:15:51 |Bu öğe yorumlara kapalı |birine eposta yazdır Bu haber öğesinin pdf dökümanını oluştur
Çepniler Hakkında Kısa Notlarım



Çepniler , tarihsel süreç içerisinde kültürel kimliğini korumayı başarmış olan nadir toplumlardan birisidir. Zengin örf ve ananelerini bugüne kadar getirebilmelerinde en önemli pay ise ayıpçılık dediğimiz hadisedir.

Gerek cenaze , gerek düğünler olsun , gitmemek , o kalabalıkta bulunmamak , toplum yapısında ayıp sayılır. Toplumun bir arada bulunduğu her yer , fertler için mutlaka gidilmesi gereken yerlerdir. İyi günde ve kötü günde birlikte yapılan her etkinlik , kişileri psikolojik olarak etkilemekte , ayiniyet hissini kuvvetlendirmekte , bu şekli ile topluluk yapısını korumaktadır. Anadolu’ya gelindiği günden itibaren farklı görülen , yerleşik düzende yaşayanlar tarafından anlaşılamayan göçerler , son yüzyıl içerisinde şehir hayatı ile tanışmaya başlamıştır. Yüksek ahlaki değerler ve canlı kültürel yapısının zenginliği , göçer toplumların şehir yaşantısını yüzyıllar boyu engellemiştir.

Asya steplerinde de olduğu gibi , Oğuzlar , Anadolu’nun tabiatında bir parça olmayı başarmış , bu sebeple gözlerden uzak mutlu yaşayabilmiştir. İlk göçler sırasında ,Gazneliler Devletine yapılan yolculukta , şehirlerle yapılan temas , göçerleri oldukça şaşırtmış , taştan çadırlarda yaşayan insanlar , Oğuzları güldürmüştür. Şehirde yaşayan insanların başında ki devlet adamlarının hepsi , çocukların oynadığı tahta atlara binerek devletlerini yönetmektedir. Zamanla bu tahtadan oyuncak atlara taht denilecektir .Ancak , tahtı bulanın bahtı yoktur. Tahta ata binip , taş çadırlarda yaşayan şehirliler , düşman saldırılarında ,ağaca bağlı koyunlar gibi çaresizdirler. Oğuzlar ise düşmanlarını hiç beklemezler. Başı olmayan , oyuncaktan bozma tahta ata binebilmek için , siyasi dolaplar çevirmek , haksızlık yapmak , birilerinin yardımı gerekiyordu. Halbuki hakan kendisini ispat etmeli , halk ise tercihini kendisinden yana kullanmalıdır.

Oğuz halkı kendi hakanını kendisi seçer. Şehir insanlarının inançları daha bir gariptir. Tanrı’ya tapınmak için bir yerde toplanmak güzel , ancak neden her zaman aynı yerde göçerler için sorundur. Göçerlerin Tanrı’yı hissetmeleri için belirli zaman aralıklarında birilerinin kendilerine hatırlatması gerekmemektedir. Bu şehir insanları ne kadar farklı ve unutkan.. Tanrı her yerde . Otlaklarda özgürce ve güven içerisinde kanat çırpan kelebeğin kanadında ve şırılşırıl akan bir derede ki gün ışığının yansımasında değil midir ? İnsanlar yaratıcılarını sevdiği ve güzel bulduğu şeylerde ararlar. Tabiatın çıplak yapısı , Oğuzların sevgilisidir. Tabiatı bir bütün olarak görebilmenin yolu , Hür olmaktır.

İnanç ve yaşayış birleşenleri , tarihin her safhasında Oğuzları hür kılmıştır. Hürriyet yoksunluğu ile yok oluş aynı anlama gelmektedir. Cengiz Ata tüm halkı için nehirlerde yıkanmamayı ve doğasını kirletmemeyi emir etmişti. Bu emir Anadolu da bir çok bölgede hala uygulanmakta , nehir yönünden bir miktar içeride taşıma su ile banyo yapılmaktadır. Su içilen , yemek yenilen ve banyo yapılan yerler , nehirden öte mesafede ,birbirinden farklı ve dört ana yöne göre belirlenmektedir. Bu şekilde nehirlerde ve göllerde yaşayan tabiat ruhu ve diğer sakinleri incinmemektedir. Kullanım fazlası sular ise hayatın bir parçası olan ağaçlar ile paylaşılırlar.

Komşulara dolu gelen tabağın boş gönderilmemesi adetinde olduğu gibi , gölgesinden faydalanılan ağaçları serinletmek,tabağı dolu göndermektir.
Doğurgan olan ağaçlar , ilkbaharda yeşile bürünürler. Sonra cinslerine göre rengarenk meyveler sunarlar. Tanrıya sunulan bu ikramlar , yine Tanrının yansıması olan canlılar tarafından tüketilirler. Meyve vermeyen , yada meyvesi yeşil tonlara yakın ağaçlar ise , dilek ağacı olarak belirlenirler.Tabiata bu dokunuş ile dilek ağaçları rengarenk olurlar. Bu renkleri bir sunum olarak gören ve istifade etmek isteyen Canlılar, ağacın yanına geldiklerinde , Oğuzların türlü dilekleri ile karşılaşırlar. İplik ve yapraklardan yapılan mini beşikler, çocuk için yapılan dilekleri , günümüzde alyans olarak yapılan şekiller evlilik ve murat dileklerini yansıtır. Sırası ile mavi, yeşil , sarı renkli tonlarda çeşitli hastalıklar , murat istekleri , diğer dilekler sıralanırlar. Ağaçlara sıra ile konan kuşlar , bu haberleri gökyüzüne doğru havalanarak her yere duyururlar. Yaratıcı ise çok merhametlidir. Dualar edilerek edinilen bebek doğduğu anda , yine ağaçların , işlenebilen ve ağaca zarar vermemek için özenle seçilen parçalarından yapılan beşik ile hayata merhaba der. Ağacın dalları gibi bir o yana , bir bu yana sallanarak , bebeğin huzur ile uyumasını sağlayan beşikler , dualar ile hazırlanır , kötü ruhları kovmak için üzerine asılan , beşiğin ters yönünde sallanan bezlerle kullanılır.

Oğuzlar, merkez kaç kuvvetini , doğdukları anda kullanmaya başlar. Yaratıcının Katında bulunan , Cennette yaşadığına inanılan üzerlik ile yapılan işlemeler , beşiğe asılır. Nazar ası verilen kötü güçler bu üzerliklere çarparak bebeğe ulaşamaz. İçi boş bir fanus gibi , kendi kabında sağa sola çarpan üzerlik tohumlarının
çıkardığı ses , sadece insanlar tarafından duyulmazlar. Hele bir şekilde kırılırsa , onlarcası etrafa dağılır ve hemen oracıkta filiz verirler.

Üzerlik ayrıca tütsü işlemlerinde kullanılmaktadır. Çocuk büyümeye başladığında , eğer bir tarafını kırarsa , imdadına yine doğru kesilen iki dal ve bir parça bez yetişmeyecek midir ? Ve bir gün yaşlandığında , elinde tuttuğu asayı bırakıp , göğe uçmağa vardığında , ebedi istirahatgahına , iki ağaç direk arasına gerdirilen bir bezile , ki adına salacak denilir gitmeyecek midir ? Bu çocuğun son salıncağıdır. İnsanoğlu düz çizilen iki menzilde dayalı ,doğruluk ve dürüstlük kanatları ile yol almaktadır.

Anadolu’nun bir çok yöresinde ve bu coğrafyanın ötelerinde yaşayan Çepniler , arıcılık ile uğraşarak , ormanlarda bal sağarlar. Gaziantep’in Yavuzeli İlçesi Sarılar Köyünde yaşayan Çepni halkı ise , yakın bir zamana kadar , meşe ormanlarının meyvesi palamut ile su tuluklarını tabaklamakta idi. Su kaynağına belli bir mesafede kurulan köyde insanlar, bu tuluklar ile köyün ihtiyacı olan suyu getirebilmekte idi.

Yerleşik düzene geçildikten sonra , ziraatçiliği yine ağaçlar ile yapmış ve Antep Fıstığı üretimine geçmişlerdi. Mahsül kendi başına bir çok gıda ürününde kullanılmakta , sakız adı verilen salgısı ise bir çok derde deva olarak toplanmaktadır.

Toplayıcılık kültürünün hakimiyeti günümüzde de sürmekte , gerek yemek , gerekse şifa amaçlı bir çok ot , bilinçli bir şekilde tabiattan toplanmakta ve tüketilmektedir. Doğal hayat , Çepniler için yüzyıllardır olduğu gibi bir süper market ve eczanedir. Eski inançlardan gelen ve yeni inanç ile uyumlaştırılmış , ocaklık ise , ailelerde nesilden nesile taşınmış bir nev’i doktorluk tur.

Katarakt ve arpacıktan , bel ve baş ağrılarına kadar her türlü rahatsızlığın bir ocağı vardır. Bazen ocaklar ,bir kadın ve bir erkeğin ortaklaşa çalışması ile yol alır. Örneğin arpacık için , aynı ocağa sahip kadın ve erkeğin,parmağa sürülerek , hastanın gözüne değdirdikleri ağız salgısı bu hastalığa şifa vermektedir. Ya da kırık çıkık için durumun türüne göre , hasar gören yere konulan dövülmüş siyah et ve ya çiğnenmiş hamur gibi…..

Yusuf Dede Karkın Dedelik Ocağının , murat almak isteyenlerin omuzuna , şifa arayanlarınbaş , Kol ve Dizine üç kere yavaş şekilde ,Allah , Muhammed , Ali diyerek dokunması gibi…
Bazen dedeler , yaş ta tayin ederler. Öyle ki , Sana beş yirmi beş verdim denilerek , yüz yirmi beş yıl yaşayanlar gözlenebilir. Yusuf Dede Karkın’a daha sonra yine döneceğim.

Doğal bir bezelye olan Cılban’ı Türkmenler arasında bilmeyen yok gibidir. Pişirilerek ve ya pişirilmeden yenilebilen cılban , çeşit çeşitttir. Cılbana başka bir pencereden bakılırsa aile gibidir. Sıralı ve yanyana dizilerek , kendi kabuklarında hayat süregelir , sonrasında tohum olur etrafa saçılırlar.

Nitekim , ağızda lezzeti veren kabuğun içerisinde bulunan o tek tane değil dir,


Ali Aktan Şahan
Gönderen : Aktan Şahan tarih : Tuesday 16 June 2009 - 16:47:18 |Bu öğe yorumlara kapalı |birine eposta yazdır Bu haber öğesinin pdf dökümanını oluştur
ZİYARET ALANI ' ÇIRALIK '' 2014
Çepni Kültürü ; ZİYARET ALANI ' ÇIRALIK '' 2014 ve ZİYARET ALANININ TARİHÇESİ HAKKINDA



Güzel bir Mayıs Sabahında , bahar rüzgarlarının tatlı esintileri ile başlayan 2014 Sarılar Köyü Çıralık Ziyareti, görevlerin tamamlanmasının ardından , İnsanlarımız için yüzyıllardır olduğu gibi , Gelecek Seneye , Allah koyarsa , Gelirim de denilmez , gelmem de denilmez , Nasip , İnşaAllah , denilerek sona erdi.

4000 yıllık tarihinde Çıralık yine Mayıs ayının ikinci haftasının Pazar gününe denk getirilmişti. Bu mevsimde hava tahmini yapmak zordur. Gelgitler olur.. Ancak yağmur değil fırtına çıksa , karar alınırsa Ziyarete çıkılır.



Bir gün öncesinden gelen kasapların Çevre felaketini görmezden gelemezdik. Gaziantep’ten gelen kasaplar , Çıralık arifesinde kesilen hayvanların atıklarını , Ziyaret Meydanında adeta etrafa dağıtmış, kötü bir görünüm bırakmıştı geriye.. Bir günlük aradan sonra , böcek ve sinekler gelen misafirlere olanca rahatsızlıklarını vereceklerdi ki , Ziyaret kerametlerini gösterdi ve güzel bir rüzgar esintisi başladı. Tüm koku ve sinekler yoktu artık..
Sabah kahvaltısında , Ciğer kavurma , köy yoğurdu ve saatlerce önceden kaynatılmaya başlayan çay’a eşlik eden şahane bir kahvaltı vardı sofralarımızda. Etrafta küçük bir tur atmaya kalktığınızda , tüm doru ağaçlarından çay ikramları alabiliyordunuz.

Sonrasında yapılan Ziyaret Pilavı ise , resimleri çekilip saklanacak türden güzel idi. Ateşte pişan çaylar yemek sonrası yeniden imdadımıza yetişti. Eski ağır havalardan çalan Davul Zurna , her doruda ayrı ve güzel bir atmosfer oluşturuyordu.
Meydanda , Davul zurna dışında bir müzik sesi duyamadık, hatta her sene gelen Yavuzeli Belediyesine ait Su sevkiyatı da bu sene gelmedi. Vakkas Söylemez gibi birkaç gencimiz , tankerlerle su taşımaya çabaladı akşama kadar.. Ancak , ilk fotoğrafımda sabah yansıyan , Çepni Boyunun tamgası , Aksunkur kuşunun ( Ağ kerkenez ) kanat çırpışları , dönüş zamanı yine kendisini gösterdi ve Ziyaretimiz bu senede çok şükür güzel geçti.



1210 yılında bölgeye ilk geldiğimizde , gelenek ve göreneklerimizi de beraberimizde getirdik. Ağaç Kültü tüm akrabalarımızın adeta madalyası gibidir. Ziyaret alanlarında her ailenin , aile ağaçları vardır. Bunlar dilek ağaçlarımıza göre oldukça heybetli , kendiliğinden yetişmiş , uzun ömürlü ve dayanıklı Meşe Ağaçlarıdır. Her sene aynı gün , her aile , Ataları gibi aynı ağacın altında toplanır. Kestiği kurbanların kanını , aynı ağacın altında köklerine göndererek Atalarını Selamlar. Ağaç , özel bir ruha sahip olduğundan dolayı , öpülür ve sevilir. Bu bir tapınma değildir. Niyaz ve Vesilesidir. Yemek için odunu , köylerden getiririz. Ziyaret Bölgesinde ki ağaçlara zarar veremeyiz. Dalları kurumuş olsa dahi yakamayız. Ağaçlara çıkamaz, çarpamaz , zarar veremeyiz. Ağacı dili Halktır.
Köyden yükse bir alanda ağaçlar ile birlikte gerçekleştirdiğimiz Ziyaret , Su Kültü ve Mağara Kültünü yaşadığımız Çelemi Ziyareti dışında farklı bir konumdadır..

Ziyaret'in kısa Tarihçesi ;

Halkın toplu olarak bir araya geldiği ve bu büyük günü kutladığı haberini alan Adıyaman Yusufa Köyünde ki Dedelerimiz , özellikle Ziyaret gününe katılmak için kilometrelerce uzaktan gelirlermiş. Ağaçlar ile Niyazı bir araya getiren Türkmen Çepni Köyünde , İnsanları İrşat etmek , dini bilgiler ile doyurabilmek , dini ritüelleri yerine getirtebilmek ve Önderlik yapmak için geldikleri Ziyaret alanında büyük bir coşku ile karşılanırlarmış. Günler öncesinden alınan yeni elbiseler ve ya imkan yoksa en yeni ancak temiz kıyafetler ile Dedelere hoş geldin denilirmiş.
Öncesinde Ziyaret tedariği denilen adet , günümüzde de sürdürülmektedir.
Dedelerin duaları ile İnanmalarda ki saf ve temiz duyguların kaynaşması halkın güvenini tazelermiş. Dargınlar , Dedelerin yardımı ile barıştırılır , ortak yapılacak köy işleri için kararlar alınır , en güzel kıyafetleri ile ailelerinin yanında boy göstermeye başlayan gençlerin , evlilik sözleri kesilirmiş. Dışarıdan gelen misafirler , yoksullar , kurulan büyük sofralarda , Ziyaret Halkı ile birlikte doyurulur , helallikler alınırmış . Büyük eylenceler düzenlenir , birlik ve beraberlik duyguları pekiştirilirmiş.. Bugün ise aynı duyguları yaşatmaya çalışıyoruz. Büyük sofra artık kurulmuyor , misafirler her ailenin ağacının altında kabul ediliyor.
Dedelerin Ziyaret Günü geldiğini bilen halk , dedelerin geçimi için, kişinin gücüne göre halktan topladığı payını yanlarında getirir , bu alanda Dedelere teslim ederlermiş. Günümüzde Dedeler artık gelmiyor ve haklarını toplamıyorlar..
Hangisi tam belli değil , önce ki zamanda bir yıl Dede gelmemiş. Halkın morali oldukça bozulmuş. Bir kusur mu var yoksa , Dedenin başına bir hal mi geldi ? diye endişelenmişler. Dedenin hakkı olduğunu bildikleri , bulgur , simit , fıstık gibi paylar ellerinde kalmış ve oldukça üzülmüşler..
Her gün , gayri ihtiyari olarak işlerine giderken bir gözleri daima Ziyaret Alanına dönüyormuş . Sevgiliden bir haber bekler gibi , gözleri Ziyaret Alanına çevrili duygularını bastıramıyorlarmış. Köy yerinde hayat erken başlar, günlerden bir gün gün doğumu , alaca karanlıkta işe gitmek için evlerinden çıktıklarında , her bir köylü , Ziyaret Alanının olduğu noktada bir ışık geldiğini görmüş.. Acaba yangın mı var , yoksa bilmedikleri başka bir şey mi ? endişesi ile Ziyaret Alanına yönelmişler. Vardıklarında , Dedenin bir taşa sırtını yaslayarak , ellerini açıp dua ettiğini , Ancak ellerinden ışıklar çıktığını görmüşler.. Bu keramet karşısında köylüler hep birlikte Dedenin etrafında toplanıp Niyaz etmişler. Dedenin ellerinden , çıra misali çıkan Işıktan esinti olarak , Ziyaret Alanı , Çıralık olarak anılmaya başlamış .
Bugün Ziyaret Alanında yüzlerce yıl öncesinde olduğu gibi yine Türbe bulunmamaktadır. Ancak Dedenin sırtını yasladığı ve üzerinde oturduğu taşa hürmeten , Taşı bir Kümbet ile kapatıp , Çıralık misali Kümbetin içinde ve dışında , Mumlar yakılmaya devam edilmektedir.
Kesilen tırnak , saç gibi kırıntılar , nasıl ateşe atılıyorsa, kurbana ait küçük et parçalarıda ateşe atılır. Ateşe atılan birkaç lokma etin , Atalarımız tarafından kabul edildiğini , parlayan alevden anlarmışız. Bu da bir tapınma değil , Atalara Niyazdır. Köz üzerinde çıplak ayak ile Semah dönmek , eskilerin anlatılarında vardır.
Yusufa Köyünde ki Dedelerimizin , keramet göstermek için , yanan fırınlara girdiği , saatler sonra üşüyerek çıktığını , o dönemin Adıyaman halkı gayet iyi bilirmiş. Ateş kimi yakacağını iyi bilir..
Ziyarette kesilen kurbanın eti , Ziyaret alanından çıkarılmaz , orada tüketilirmiş. Bu ise , misafir ve yoksulları ağırlamanın önemini , eşit olma ve paylaşımcılığın güzelliğini bizlere anlatmaktadır. Ancak günümüz koşullarında , hayat pahalılığından ve şehir hayatının gerekliliğinden dolayı , artık evlere kurbandan kalan etler alıkonabiliyor.
Ziyaret Alanında yapılan pilavlar , gerek Ziyarete çeşitli sebeplerden dolayı gidememiş akrabalara , gerek şehirde yaşayan komşulara pay edilerek ulaştırılmaktadır.
Gönderen : Aktan Şahan tarih : Wednesday 03 June 2009 - 00:03:24 |Bu öğe yorumlara kapalı |birine eposta yazdır Bu haber öğesinin pdf dökümanını oluştur
GAZİANTEP ÇEPNİLERİ GELENEKSEL BİRLİK GECESİ
http://www.yavuzeliler.com/


Gaziantep Çepnililer Derneğinin 04.04.2014 tarihinde yapmış olduğu "3. Geleneksel Birlik Gecesi" organizasyonla bir araya gelen Yavuzeli Araban Nizip Çepnileri, birlik ve berabelik mesajı verdiler. Kalender Plaza'da yapılan etkilikte Dernek Başkanı Zülfikar Aslan, Kurucu Dernek Başkanı Aktan Şahan, Nadir Keskin ve diğer bütün Çepnili canlar katıldı.
Etkinlikte Hacı Bektaş Veli'nin "bir olalım iri olalım diri olalım" felsefesinden yola çıkılarak gelişen ve değişen Dünya'da popüler kültürlerin hakimiyetin fazla hissedildiği şu zaman diliminde Çepni kültürünün yaşatılması ve her türlü dışarıdan gelecek olumsuz etkilere karşı korunlması üzerine duruldu. Yapılan konuşmalar sonunda yer alan Çepni sanatçıları küçük bir konser vererek gecenin kapanışı yaptı.



Gönderen : Aktan Şahan tarih : Monday 18 May 2009 - 00:13:40 | Yorum Oku/Gönder :0 |birine eposta yazdır Bu haber öğesinin pdf dökümanını oluştur
Babai'ler , Dede Karkın ( Garkın ) ve Selçuklu Devletinin Son Yılları


Babai'ler , Dede Karkın ( Garkın ) ve Selçuklu Devletinin Son Yılları

Anadolu'daki dinî hareketlerden en önemlileri Çepni boyu ile ilintilidir.
Osmanlı devleti kurulmadan önce Anadolu’da üç büyük dini içerikli olay gerçekleşmiştir. Birincisi Baba İshak ayaklanması, İkincisi İlhanlı hükümdarı Olcaytu tarafından On İki İmam Şiîliğinin kabul edilmesi, üçüncüsü de Safevi tarikatının Şeyh Cüneyd ile başlayan Anadolu'daki Şii etkileridir.
Horasan’dan kalkarak , 1231 yılında Amasya yakınlarındaki Çat (İlyasköy) köyüne yerleşen Baba İlyas ‘’ Horasanlı Sücaeddin Ebül-Beka Baba İlyas ‘’ Babailik denilince ilk akla gelen kişidir. . Baba İlyas, gerek Garkınlar gerek Erzincan ve Tunceli yörelerine yerleşen Dedeler’den sonra , Anadolu’ya gelen ilk Horasan Erenlerdendir. Müritleri ile irşat faaliyetlerinde yaptığı nam ile Kayseri’ye Kadı olarak atanmıştır. Bu yıllarda , Anadolu Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus ölmüş yerine Birinci Alâeddin Keykubad hükümdar olmuştu. Keykubat, İlmiyle şöhret yapmış olan Alevilerin en ileri gelenlerinden Baba İlyas’ı, Kayseri kadılığından , Mesudiye Dergahı’nın başına getirmiştir.
Mesudiye Dergâhı,, Harzemli Taceddin- Ebul-Vefa’nın halifelerinden Sultan Birinci Mesud tarafından yaptırılmış, ve bu tekke dönemin Alevilerine merkez konumuna gelmişti.
Anadoluda Aleviliği bir tarikat misali , kutlu bir yola dönüştüren Ebul Vefadır. Ebul Vefa’nın Hakk’a yürmesi üzerine, halifeliği Garkın Dede yürütmüş. Halifeliğin ruhanî önderi ve Horasan azizlerinden dönemin en kalabalık mürid ve halifelerine sahip Garkın Dede beş büyük Halife yetiştirmiştir. Şeyh Osman, Aynu'd-Devlet Dede, Hacı Bağdın,Hacı Mihman ve en meşhur olanı Baba İlyas idi.
Garkınlar, Malatya, Diyarbakır, ve Sivas dolaylarına yerleşirken, Çepnilerle birlikte hareket etmişler, birlikte yol sürmüşlerdir. Garkın Dede’nin Hakk’a yürümesinden sonra bu hareketin başına Baba İlyas Horosani geçmiştir .
Dergâh’a şeyh olarak atanan Horasanlı Baba İlyas, Babailik tarikatını kurmuştur. Bu tarikat, Türk Kam inanışlarını gelenek ve göreneklerinde yaşatan Alevilerin inanç yoluydu. Tamamen tasavvufa dayanan bu yol, kısa bir zaman içinde Anadolu da ki Türkmenler arasında yayılmış ve çok sayıda taraftar toplamıştır.



[ Devamını oku... ]
Gönderen : Aktan Şahan tarih : Thursday 23 April 2009 - 21:58:47 |Bu öğe yorumlara kapalı |birine eposta yazdır Bu haber öğesinin pdf dökümanını oluştur
Seyyit Dede Garkın


Seyyid Dede Garkın
Oğuzların , Anadolu'ya yaptığı göç yıllarında , Çepni toplumu için en büyük klavuzlardan birisi , Dede Gargın Ocağı olmuştur.
Dede Garkın Ocağının en önemli taliplerinden Babab İlyas ise Selçuklu Ordusu Komutanı Mübâriz’ûd-Dîn-i Armağanşâh tarafından idam edilmiştir. Dede Garkın Ocağı , Anadolu'nun diğer köşelerinde ki diğer Horasan Erenlerini gibi , Oğuz türklerinin , O günlerine ve geleceğine büyük yardımlarda bulunmuştur.

Şah İsmail Sultan postunu seren
Duymadan işitip bakmadan gören
On sekiz bin âlemin rızkını veren
Medet Sultan Yusuf sana sığındım

Dedekargın gulamıdır Mecburi
Gece gündüz yalvarmaktır hem kârı
Ervah-ı Muhammed Ali'den yâri
Medet Sultan Yusuf sana sığındım.

Hz.Muhammed (S.A.V.) torunlarından , Hz. Hüseyin (R.A.)’in oğlu Zeynel Abidin (R.A.) 'in oğlu Ali Asgar ( R.A.) in torunlarındandır.
Miladi olarak 1000′li yıllarda hayat sürmüştür. Selçuk Bey ile dünür olmuştur. Karşılıklı kız alıp verdiği Selçuk Bey’e destek vermiş, beraberinde olan ve kendisine bağlı tüm Seyyidlerle , Selçuklu Türk Devleti’nin kuruluşunda önemli rol oynamıştır.


Gönderen : Aktan Şahan tarih : Monday 02 March 2009 - 09:54:05 |Bu öğe yorumlara kapalı |birine eposta yazdır Bu haber öğesinin pdf dökümanını oluştur
Sayfaya git   <<        >>  
SARI ARSiV
SİTENİN KURULUŞU HAKKINDA Aktan Şahan @ (25 Feb : 16:55) (Çeşitli Haberler)
Ayaz Ata , Yeni Yıl Nartugan ve Ülker Üzerine Aktan Şahan @ (21 Feb : 11:13) (Çeşitli Haberler)
Cumhuriyet Devrinde Karadeniz Bölgesinde Çepniler Aktan Şahan @ (30 Jan : 15:02) (Çeşitli Haberler)
İZİNDEYİZ...
Flash Clock
Play Music:


 
Chatbox
Yorum gönderebilmek için üye olmalısınız - lütfen giriş yapın yada kayıt olmak için buraya tıklayın


Henüz mesaj yok.
Sarilar.Cc Hakkında


Ilıcak su kaynağından
bir yudum suyu ,
Kaya Hardalınının tadını ,
Fıstık Ağaçlarının esintisi ile
gelen tertemiz havayı ,
Baharda açan çiçeklerin
çeşit çeşit kokusunu ,

Hayatlarının son demlerinde ,
bir kez daha
duyumsamak istediği halde ,
buna imkan bulamamış,
Tüm Canlar'a ithaf edilmiştir




Ilıcak'ı su kaynağını
hepimiz için
simge yapan şey ,
Dayanışmamızdır ,
Ortak değerlerimizdir,
Hatıralarımızdır,
Çok daha güzel su kaynakları
varken dünyada ,
Bizim için eğer Ilıcak Önemli idi ise ,
bunun altında yatan sebeb kaynağın
kendisi olamaz ,
Şeklen artık
olmamasına rağmen ,
hala adı konuşulabiliyor ,

Bize güzel görünen şey ,
aslında ne fıstık ağaçları ,
ne de kırmızı toprak
Bizlere güzel görünen ,
ne saylak taşları ,
ne de Ilıcak ...

BİRBİRİMİZİZ ,

Bizim sevdalarımızın üzerine
kimse baraj da kuramaz !!
Anket


Toplumsal Kalkınmanın En Önemli Aracı Nedir ?



Kültürel Dayanışma

Ekonomik dayanışma

Siyasal Dayanışma

Diğer Dayanışma modelleri

Facebook

Msn



Gönderen Aktan Şahan
Oylar: 355
Önceki anketler

Picture on the week
Picture on the week
Sarılar Köyü ve Gaziantep Çepnileri için
Bu site e107 cms kullanarak yapılmıştır, ve GNU Genel Kamu Lisansı ile korunmaktadır.
ALİ AKTAN ŞAHAN
 
Haberler : 2020
PtsSaÇrşPrşCumCtsPzr
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31 
Dil Seç


Latest Comments
bullet [haber] Diğer Milletlerin Gözü ile Çepniler ;
Gönderen fenomen : 01 Jan : 12:43
HELAL OLSUN

bullet [haber] Ay Yıldızlı Al Bayrak
Gönderen Gürbüz : 20 Sep : 01:25
Allahtan rahmet diler t [ more ... ]

bullet [haber] Cumhuriyet Devrinde Karadeniz Bölgesinde Çepniler
Gönderen Aktan Şahan : 09 Mar : 09:03
Do [ more ... ]

bullet [haber] Cumhuriyet Devrinde Karadeniz Bölgesinde Çepniler
Gönderen Şahin Çokbilir : 08 Mar : 03:50
Merhaba Ali AKtan karde [ more ... ]

 
Çevrimiçi
Ziyaretçiler: 3
Üyeler: 0
Bu sayfada: 1
Üyeler: 486, En Yeni: Halit
Latest Forum Posts
No posts yet
No posts yet